2017-2018 Ziraat Türkiye Kupası yarı final maçında dün (19.04.2018) oynanan Beşiktaş-Fenerbahçe derbisinden sonra bir kere daha anlaşıldığı üzere Türkiye’de futbol takımları ve taraftar grupları mentalite değiştirip çağ atlamadıkları takdirde hiçbir zaman gerçek spor ve futbolun seviyesine ulaşamayacaktır.
Oyuncular ve taraftarlar için de futbol bir savaş değil, sanat ve felsefe üründür, aslında böyle olması gerekmektedir.

90 dakika sonra herkes normal yaşantısına dönecek, kazanan takım aldığı primi eşiyle, ailesiyle, keyfine kahyasına yiyecek, gezecek, tozacak da, derdi kederi niye bize düşecek?

Holiganlık, ağızlardan tükürük saçarak birbirine küfretme eylemleri, hiddet ve şiddet yönelimleri ile nereye kadar devam edebiliriz dersiniz? Gerçekten spor ya da indirgenmiş hali olan futbol, bunlardan mı ibaret? Bu şekilde nereye varabiliriz?

Türkiye’de takımlar biter, siyasi görüşler başlar, siyaset biter din başlar. Ne yazıkki birleştirici unsur olması gerekirken, milletce ayrışmamızın yegane sebeplerinden biri haline gelen futbol, şu durumdayken ve gerçek bir futbol oyunu oynanıp, gerçek bir taraftar olma duygusunu doğru şekilde empoze ederek benimseyene kadar hiç bir desteği haketmemektedir. Aksi taktirde oynanan oyun futbol değil, ahlak dışı bir savaştır.

Kendi yağımızda kavrulup, sokak aralarında, halı sahalarda farklı manalar katarak yücelttiğimiz oyunun aslinda bir sektör haline geldiğinin farkındamısınız? Ve ne yazıkki o sektörün işçileri de türk futbolunun taraftarları. Ne için çalıştıklarını, kimin hakkını savunduklarını bilmeyen, kimseye yaranamayan, ne geliri olan ne geleni olan işçi taraftarlar, holiganlar…
Sizce bu oyunun neresindeyiz dersiniz?
Avrupa’da geçilemeyen turlar, ligde bir kaç istisnai maç dışında son derece sıkıcı ve durağan bir futbol, dünya kupasıda istikrarlı yokluğumuz, Avrupa’da olmayan kulüplerimiz …

Dünyanın ilk 10 ligi arasında yokuz, ilk 10 ligde oynayan türklerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Yıldız olarak aldığımız ve uğurlarına birbirimizi kırdığımız yabancı futbolcular bizim kaşımıza gözümüze mi geliyor dersiniz, tabiki de hayır. Yalnızca ilgi ve para için yanımızdalar, bugün var, yarın yok olurlar. Biz aynı ligin takımları olarak taraftar olarak kalmaya devam ederiz, onlar giderler, derdi tasası yine bize kalır.
İnsanlar takımları için birbirini öldürecek kafaya ulaştı. On beş milyon lira ücret alan Avrupalı futbolcuya tapan zavallı fakirlere sesleniyorum, biraz kendinizi düşünün. Futbolda size dair bir şey yok.
-Medya hala karmaşa, gürültü patırtı arıyor.
-Spor yorumcuları 90 dakika maç için üç, dört gün boyunca konuşuyor, tabi bu konuşmalar spora dair değil de, sanki komedi gösterisi, orası da ayrı bir dava.
-Tribünlerde her maçta ayrı bir vahşet hakaret, şiddet, hiddet.
Mecliste bile gündem konusu haline gelen bir spordan bahsediyorum, futboldan. Gerçekten doğru yolda mı ilerliyoruz?
Sanat, spor, ve felsefe birleştirici özelliğinden uzaklaştırılmış, bizi bir yapan değerler olmaktan çıktı ve çıkmaya devam ediyor.

Sadece taraftarı suçlamak da doğru bir eylem değildir. Tek bir suçlu taraf aramak ahlaki olmayacaktır. Lakin örnek verecek olursak İngiltere Premier liginde taraftarlar yenen takımı da yenilen takımıda alkışlar, küme düşsede ahlaki bir şekilde maçları saygı çerçevesinde izlemeye devam ederler, her iki takımın taraftarları da birbirini alkışlar ve destek olur. Ya da Almanyanın liginden (Bungesliga) bahsedelim, adamlar ikinci ligde bile stadları dolduruyor. futbolu futbol için, keyif ve spor için seviyor ve destekliyor ve ona göre davranış sergiliyor. Tabi bunun sebebi taraftarlardan mı kaynaklanıyor, hayır. Bu konuda futbolcularında katkısı çok büyük, sahada temiz bir oyun, tahrik edici davranışlarda bulunmayan futbolcular ve taraftar-takım arasındaki uyum… Tam olarak bu.. (Sadece kısa bir örnek)

Peki ya bizim ligimizde?
Futbolcularımız sahada hakeme, taraftara, karşı takıma her türlü çirkeflikte bulunup, şiddet yönelimleri ve kötü söz söylemlerinde bulunuyorken, yöneticiler sert tavırlar sergiliyorken, hakemler taraf tutuyorken, tek başına taraftarı suçlamakta olmaz. Burada sporun ve futbolun ayırmaktan çok birleştirici yönünü kullanmalı, ahlaklı, saygılı ve birlik, beraberlik için de temiz bir oyun çıkarmalıyız diye düşünüyorum.

Kötü söylemlerde bulunulan kişilerin aileleri, eşi, çocuğu, annesi, babası gerek tribünde gerek televizyonda, gerek sosyal medyada seyirciyken, sergilenen davranışlar ne kadar doğru ve ahlaki dersiniz? Malum hepimizin bir ailesi ve çevresi var, empati kurarak doğru davranışlarda bulunmalı ve Türk futbolunun bu kötü talihini değiştirmeliyiz.

Futbol beden gücü ya da kondisyon oyunu olarak gözüksede aslında tam tersine bir akıl ve yürek oyunudur. Bu kural hem taraflar hem de taraftarlar için geçerlidir. Ancak bunun bilincine erişebilirsek doğru bir oyun kurabilir, Türk futbolunu da doğru yere getirebiliriz.

Yüreğimizi ve aklımızı koyabilmek umuduyla…
İYİ OLAN KAZANSIN.